Kaybolmuş Ruhlara

o gemi bir gün gelecek

 

Zalimlerden oluşan bir ordu düşlüyorum, kötüleri yenebilecek tek ordunun kötüler olduğunu biliyorum. Bazen her boku bilmekten de sıkılıyorum, bir köşede kafama sıkmak istiyorum. Kelimelerimi boğuyorum, namlıya mermiyi sürüyorum ve bum ; dünyanıza üflüyorum.

Altta kalanın canı mı çıkar, kanı mı çıkar belirsiz; bu sefer hedefim kelime yapmak değil, karmaşıklığı arttırmak. Bu sayede evlerimiz daha yaşanılabilir bir hale gelebilir belki de. Ruhum olmadan asla demek, artık zengin hastalığı. Yoksul için ruh bile yürünen yolda sırta binen ağır bir külfetten ibaret. Zenginin ruhu zengin,fakirin gönlü zengin. Sabaha kadar küfür etsem de kurtulamam içimdeki yükten. Bana küfürler yazdıranlar önümde oldukça, devam edeceğim küfre. Günah defterimiz, hayat denizinde sahile vuran her dalgada kabarıyor. Bir hindu kadar masum değiliz belki de, arınamıyoruz melekler dolusu nehirlerde. Düşlerimize giren şeytan, sabah olduğunda yine sağımızda beliriyor. Anlaşılacağı üzere bizim şeytanımız pek bol; fazla istikrarlı, cehenneme kadar ısrarcı. Yolumun tıkandığı ilk sağ köşeden, ölüme doğru dönmek istiyorum. Şansım yaver giderse gebermeden ayağım bir taşa takılır ve böylece yeni bir yol açılır.

Daldan dala uçan ruhların diyarında, tanrıya inanmadığım bir hüzünlü akşamın ufkundayım. Açılmayan yollara edilen bedduların melodisiyle, yalan olmuşlara karşı kalkıyor kadehim. Dost denilenler hop oturuyor,hop kalkıyor naçizane soframa. Esasın da ,dost da dememek gerekiyor,
gönülden hop oturup, hop kalkana. Neyse dostlar,kemancı bile para için çalıyor şu fani dünyada; içelim güzelleşelim. Biteriz elbet bir gün, işte o zaman sakinleşiriz; Öfke kontrol problemleri dönüşür sevgi çiçeklerine. Güzel dileklerim var benim,senin, olacak olan çocukların ve hatta ölmüşlerin. Anılar tutuyor bizi ayakta, dilekler bağlıyor umuda. Bir sonuç çıkarmak gerekirse her cümleden, kötü insanlar değiliz özümüzde. Özümüze dönmek için yaptığımız bütün kötülükler. İyi olmanın da bir bedeli var elbette. Sakallarımda çıkan kırmızılıklar, saçlarımda çıkan beyazlıklar; temsil-i bedel. Kırmızı,beyaz dememek lazım; biri aşktan geliyor, biri çileden. Aşk bitip, çile yükseldiği vakit giriyorum genelde günaha. Yanacaksak herşeyin sonunda, en azından değmeli buna. Bu yüzden en şiddetli şekilde yaşamalıyız; aşklarımızı,kavgalarımızı,yazdıklarımızı. Becerebilirsek, hissetmeliyiz iliklerimize kadar çektiğimiz hayatın dumanını. Hissetmek insanoğluna özgü,ama her insanın başaramadığı büyük bir erdem. Fazla hissetmek insanı öldürür, hiç hissetmemek ruhu öldürür. İki türlü de yaşanmaz, insan hayvan olduğunda yaşamıyor sonuçta.

Ölümle yaşam arasında ince bir çizgi varmış. Bir ayağı çukurda olanlar tam o çizgide yaşarmış. Yazarların, şairlerin ve kadınların bir ayakları yaratılıştan çukurdadır. Çizgide ayakta kalmak için, edebiyat üstü ve insan altı bir yetenek gerekir. Hem fazla hissediyoruz, hem çizgide yaşamaya çalışıyoruz. Dünyanın bütün çilesi bizde desem değildir, ama bir hastalık sonucu öyle sanıyoruz. Artık sarhoş bir kuş gibi göçüp gitmenin vakti geldi sanırım, en azından bu dünyadan; yani şu dört paragraftan. Yeni kelimelerle, yeni bir dünya yaratacağız ve sonunda dengemizi kaybedeceğiz elbette; ruhumuzda var. Bir daha ruhumuz dirilene dek, gökyüzüne emanet.

 

Reklamlar

2016’ya Böyle Girmiştik

Hayallerimizin gerçekleşmediği bir yılı daha geride bırakıyoruz ve yeniden kibrit çöpünden hayaller kuracağımız yeni bir yıla giriyoruz. Evelallah, bu sene de kendimizden başkasını bırakmadık arkamızda. Zaman, her zaman olduğu gibi; sigaramızdan bir nefes alıp verene kadar geçti gitti. Ne acılarımızı yaşayabildik, ne kahkalarımızı kaydedebildik, ne vicdanımızı doyurabilecek kadar seks yapabildik. Kısacası başarı açısından bakarsanız, büyük bir başarıyla ligi yine sonuncu bitirdik. Lakin, başkan feshetmediği sözleşmelerimizi, daha çok tekme yememiz için bir sene daha uzattı. Şampiyonluktan ümidimiz olmasa da, küme düşmemek için oynayacağız işte.

437e798540fff54b876cf4460d375161-large

Yarın sabah uyandığımda takvimlerden başka değişecek bir şey olmadığını, sevdiğim kadının beni hiçbir zaman sevmeyeceği kadar iyi biliyorum. Üst üste içilen beş koca bardak acı kahvenin verdiği çarpıntıyla birlikte değişmeyecek pek çok şey olduğunu da biliyorum.İnsanlar, zaman gibi değil işte ne yaparsın; biri bataklığında pop şarkı tutturken, biri yeni gezegenler keşfedip, eksik melodiyi tamamlıyor. Sabaha gözlerimi açmaya mecbur olmasaydım, uzayın en soğuk köşesine gider derin bir uykuya dalardım. Bu sayede melodiye katılmadığım gibi, pop şarkılardan da uzak durur, tarafsız kalırdım. Ama uyanmak zorundayım, telefonun alarmı çalmasa bile, tanrının alarmı çalıp kaldıracak beni yatağımdan ve takvimler bir yıl daha ilerlemiş olacak.

Cizre’de bir bebek daha alnından vurulup öldürüldü, iş çıkışı evine dönen genç kıza parkta tecavüz edildi, vatan nedir bilmeden askere giden bilal emminin oğlu mayına bastı ve sakat kaldı, mecidiyeköy’de gökdelen inşaatında çalışan iki genç işçi asansörden düşüp hayatını kaybetti, dolar 4 lira oldu, babam eve geldiğinde patronundan yediği fırçayı bizden çıkarttı, torbacı noel baba yakalandı,yılbaşı ikramiyesi fabrikatöre çıktı ; alın size yeni yıl, Siki tuttu chrismast ! Kibrit kutundan kuracağımız hayaller, hayal bile olmadan koca bir yalan oldu.

Şu hayattan bir şey beklesek de olmuyor, beklemesek de olmuyor; her türlü olmuyor, anlamadım-anlatamadım gitti. Şimdi ne yapacağız diye düşünmeye bile vakit yok, aslında vakit çok da nakit yok işte. En iyisi beş koca bardak kahveyi akla yuvarlayıp, üstüne bir cigaralık yakmak. Nasıl olsa yeni bir yıl daha gelecek, hem de aynı olanından; sadece takvimler ilerleyecek, bir de biz yaşlanacağız. – İmza :Şampiyonluktan ümidi olmayan çocuklar –